Şekerin Hayatımızdaki Yeri

Şeker veya sakkaroz çoğu bitkinin bünyesinde bulunur. Fakat bünyesinde ekonomik olarak şeker elde edilebilecek kadar şeker bulunduran iki bitki vardır: Şekerpancarı ve şekerkamışı. Şekerpancarı ve şekerkamışından elde edilen tatlandırıcı bir gıda maddesidir şeker. Şeker kimyada C12 H22 O11 formülüyle gösterilen ve sakkaroz adıyla anılan bir korbonhidrattır. Birçok bitkide bulunmasına rağmen endüstride şekerkamışı ve şekerpancarından elde edilir. Bu bakımdan şekerpancarı ve şekerkamışından başka bitkilerde bulunan sakkarozun teknik bir önemi yoktur. Son yıllarda gıda ve beslenme konusunda medyada yazılan ve bilgiden uzak kişilerin yazdıkları çerçevesinde gün geçtikçe insanlar şekeri bir düşman bellemekteler. Her fırsatta da şekerin bütün hastalıkların nedeni olduğuna değinmekteler. Bu konuda bilgisi olanlar gülüp geçerken, diğerleri ise her yerde aynı yorumu görünce inanmaktan başka yapabilecekleri yok gibi görünüyor. Şekerler araba ve motorlarda kullanılan benzin, petrol ürünleri, yağlar gibi aynı bir kimyasal maddedirler. Şekerlerin birçok türleri vardır. En basiti olan glikoz vücudumuza enerji sağlayan temel yapı taşımızdır. Bitkiler güneş ışığı ile su ve karbondioksiti sentezleyerek kendilerini besleyecek şekeri yaparlar. Bizlerde gıdalarda bulunan şeker türevlerini alır, vücudumuzda şekeri oksijen ile sentezleyerek glikoza çevirir ve yaşamımızı devam ettiririz. Böylece insanların şeker ve şekerli maddelere olan ilgisi hep devam edecektir. Yaşamın temeli onun üzerine kurulmuştur.
Ticari olarak satılan toz şekeri, şeker pancarı veya şeker kamışı gibi tatlı ve şeker oranı yüksek olan bitkilerden elde edilmektedir. Ayrıca bizler de meyvelerden aldığımız meyve şekeri olan fruktozda şeker ailesinin bir bireyidir. Genelde doğada en çok bulunan şeker türü sakarozdur. Tadının tatlı olması ve yapısal olarak vücudumuzun temel taşı olduğundan ve hoş bir tada sahip olduğundan kısmen de olsa bir bağımlılık söz konusudur. Ayrıca şekerin kendisi de bir bağımlılık yapıcıdır. Öncelikle damakta bıraktığı güzel tadı hemen herkes severken, onun tadının vücudumuzda bir duygu seli oluşturduğunu da unutmamalıyız. Şeker duygularımızı tetiklerken bağımlılık yapmaktadır. Böylece her yendiğinde biraz daha fazla isterken, beynimizin de ana besin kaynağı şeker olduğundan dolayı kolayca kabul edilmektedir. Fakat durmadan artan dozda aldıkça da kanda biriken şekerle genelde çocuklarda görülen kanda şeker sarhoşluğu oluşmaktadır. İnsanoğlu alışkanlıklarından vaz geçmekte ısrarcı olmayı sevmediğinden bir alışkanlık oluşmuş ve yemekleri bir tatlı ile sonlandırmak birçok ülke mutfağında gelenekselleşmiştir. Gıda sanayi de bunu bildiğinden gıdaların içine devamlı tatlı tadı eklemek için en ekonomik çözüm olan şekeri eklemiştir. Böylece de şeker artık bizim vücudumuzda birikerek obezite, diyabet hastalığı vs. gibi birçok hastalığın beşiği haline gelmiştir. Böylece artan tüketiminden dolayı, pastane gibi mekanlarda açılarak tüketimi daha da artırılmıştır. Ayrıca içecek sektörü de aşırı şeker tükettirerek bu koşuda yerini almıştır. Bizler bu durumlarda ne yapmalıyız veya bu söylenen ve yazılanların hangisine inanmamız gerekir sorusunu sormadan da edemeyeceğiz.  Artık hayatımızdan çıkarma gibi bir lüksümüz olmadığından içinde bulunduğumuz yaşam koşullarında insanların önemli bir bölümünün az hareketli bir yaşam sürdürmesi ve alınan enerjilerini harcayamamasıdır. Böylece oluşan hareketsizlik ve kilolu olmanın getirdiği sağlık sorunlarına karşı şekere tavır almamak gerekir. Bazı kişiler tavır alıp, şeker tüketimlerini kısmakta ve kendilerinde aşırı bir stres oluşturmaktadırlar. Bunun yerine biraz hareket ve dengeli beslenmeye önem vererek en güzel şekilde atlatma imkânımız olacaktır. Ayrıca Sanayinin ürettiği yeni nesil Şeker ve türevlerine dikkat etmeliyiz. Daha ucuz şekerler üreterek doğalın dışına kaçan üretimleriyle elde edilen şekerlerin vücut tarafından sentezlenmesi zorlanmaktadır. Bunun içinde kullanılan şekerleri kalitesiyle doğal ürünlerden en az işlem yaparak elde edilmiş ürünleri üretilen markalardan almayı da unutmamalıyız. Yerken çıtır çıtır eden nefis bir fıstıklı baklava, bir sütlaçı kaşıklarken, süt kokusuyla doğada kendini bulmak, çayın yanında tereyağlı bir kurabiyeyi ısırırken, gelen gevrekliğin, bal kabağının üzerindeki kaymak ve cevizden bir tadımlık alıp, ağzımıza getirince, sanırım kimseyi tutamazsınız.